|
I swear to God I will if you don’t throw away those lousy headphones of yours!!! Amerikanca hırsımızı, nefretimizi, kinimizi kustuktan sonra konuya girebiliriz. Kişisel müzik çalarlar (bkz. özellikle iPod) bu kadar yaygınlaştığından beri hep söylenmişimdir bunak kadınlar gibi. Sana noluyo lan, sanki senin iPod’un yok dediğinizi duyar gibiyim. Var elbet, olmaz mı, 3. iPod’umu kullanıyorum efem. Hatta grurula da söyleyeyim; her yırtık dondan iPod çıkmadan çooook önce tanıştım ben kendileriyle. Hani tuğla gibi modelleri var ya, hah onlar işte. Gel gelelim bana şu oluyo; iyi hoş herkes istediği müziği, haber programını vesaireyi dinlesin istediği zaman ve yerde. Ama bunu yaparken etrafındaki insanları rahatsız etmesin. Zaten fikir de bu değil mi? Kulaklık yaptık sana, kulağına tak da milleti illet etme. Maalesef, o kadar basit değil. Gerek mümkün olan en geniş tüketici kitlesine hitap edebilmek gerekse maliyetleri düşük tutabilmek adına çoğu müzik çalarla birlikte gelen kulaklıklar, müzik keyfinizin tam anlamda ”kişisel” kalmasına imkan vermiyor. Başka bir deyişle, bu kulaklıkların tamamına yakını earbud tabir edilen türden. Yani, kulağınıza tam olarak oturmuyor da sanki asılı kalıyor. Bir de bunların içlerindeki sürücüler uyduruk alaşımlardan olmasın mı size? Sonuç; sesi birazcık çok açtığınızda duyduğunuzun bi boka benzememesi bir yana dışarıya da yayın yapmaya başlıyorsunuz. Benim gibi, günde ortalama 2 saatini toplu taşıma araçlarında geçirmek zorunda olan insanlar için bu durum oldukça can sıkıcı hale gelebiliyor. Bugün okula giderken yanımda oturan ”arkadaş” sağolsun, yukarıda açıkladığım semptomların hepsine sahip, nadide bir örnekti. Hadi basları duyarım hafif hafif, anladım. Ulan bütün enstrümanları duyuyorum hıyar! Bir de rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun cenazesi nedeniyle bir sürü yol trafiğe kapatılınca, okul yolculuğu birden iki katına çıkıverdi. Gebeşistan büyükelçisiyle başbaşa neredeyse bir saat. Nefret ediyorum resmen böylelerinden. İşin kötüsü, yapabiliceğiniz pek birşey de yok. Tüm kibarlığınızla ”afedersin, acaba müziğin sesini biraz kısman mümkün mü? dışarıya çok geliyor da” deseniz, ‘’sana ne lan, kulaklık bu dallama” şeklinde bir cevap almanız işten bile değil. Hadi eleman anlayışlı çıktı ve kıstı müziğin sesini, bu sefer de minicik şeylere takan kıl herifin teki oluvericeksiniz gözünde. İki ucu boklu değnek. Ben de napıyorum? İçten içten sinir oluyorum. Bir gün patlarsa fena olabilir. Artık kulaklığını mı koparırım, kafa mı atarım bilemiyorum. İnşallah nü yapmam. O yüzden neymiş? Kafamızı koltuk altında değil de omuzlarımızın üstünde taşımaya devam etmek istiyorsak, o iğrenç kulaklıkları ya makul ses seviyelerinde kullanıcaz, ya da, daha iyisi, gidip adam gibi bir kulaklık edinicez. Şahsen (kulakiçi) kullanıyorum. Azcık tuzlu olmasına rağmen herkese tavsiye ederim. En azından dışarıya yayın yapmaz, müziğinizi çevre gürültüsü olmadan süper net dinlersiniz. Hasta etmeyin adamı! Post a comment
|
|